• IBB Gençlik Meclisi - Kurumsal / Haberler

     

    2017 | kültür makale kapak.jpg | Büyük

     

    Kültür, bir milletin inanç, fikir, sanat, âdet ve geleneklerinden, maddî-mânevî değerlerinin bütününden müteşekkildir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere mimari eserler kültürün bir parçasıdır, dolayısıyla söz konusu eserler, bir bakıma milletlerin kültürel birikimlerinin cisimleşmiş halidir. Bununla birlikte inanç ve buna bağlı olarak manevî değerler bağlamında kültür, aynı zamanda bir parçası olan mimariyi de derinden etkilemiştir. Tarih içinde farklı kültürler birbirleriyle etkileşim içerisinde olmuş, milletler ilmî, fikrî ve ticarî açıdan birbirleriyle sürekli alışveriş halinde oldukları gibi, sanat, dolayısıyla onun bir kolu olan mimari eserler bağlamında da birbirlerinden etkilenmişlerdir. Mimari eserler, aynı zamanda üslup bakımından kültürlerin birbirlerine nasıl etki ettiklerini, zaman zaman birbirleriyle nasıl iç içe geçerek kaynaştıklarını ortaya koyarlar.  

     

    Mimarlık, sanat dalları arasında en işlevsel olanıdır, nitekim mimari eserler, hem pratik açıdan cemiyetlerin ihtiyaçlarına cevap vermiş hem de milletleri -daha geniş çerçevede insanlığı- estetik açıdan doyurmuştur. Örneğin sanat eseri niteliğindeki bir cami, kilise, çarşı, kervansaray ya da çeşme, hem pratik açıdan cemiyetin maddî-manevî ihtiyaçlarına cevap verir hem de güzellik duygusunu besleyerek, onu estetik açıdan doyurur.

     

    İslam kültür ve medeniyeti, sanatı Allah’ın aşkınlığını ifade etmede bir araç olarak kullanırken, Batı kültür ve medeniyeti de sanatı Hristiyanlığın hizmetine vermiştir. Roma’nın yıkılışından sonra bin yıldan fazla bir süre ayakta kalan Bizans, bir bakıma Avrupa sanatının kaderini belirlemiştir. Hristiyanlığın hâkim olduğu Bizans’ın etrafı Hristiyan olmayan kavimlerle çevriliydi ve bu kavimlerin tehdidi altındaydı ki bu durumun en bariz yansıması sanat alanında olmuştur. Nitekim Bizans sanatı, kendi bakış açısından Hristiyanlığın gücünün ve ihtişamının ifadesidir. Mimaride 1200 yılına kadar devam eden Romanesk döneminde de sanat Hristiyanlığın hizmetinde olmuştur ki bu dönemde yaşayan sanatçıların büyük bir bölümü din adamıydı.

     

    2017 | sistine şapeli.jpg | Büyük

     

    Rönesans döneminin ünlü heykeltıraşı Michelangelo’nun en önemli eserleri Vatikan’daki Sistine Şapeli’nde bulunmaktadır. Şapelin tavanında bulunan resimler (freskler) Michelangelo’ya aittir, söz konusu fresklerde Tevrat’ın Tekvin (Yaratılış) Kitabı’ndan bazı sahneler tasvir edilmiştir. Özellikle Âdem’in Yaratılışı adlı fresk sanat tarihinin en görkemli ve hayranlık uyandıran tasvirlerinden birini teşkil eder. Usta sanatçı, hayatının son döneminde yine Sistine Şapeli’nde yaptığı İsa’nın Son Yargılanışı adlı freskinde kalabalık bir insan topluluğunu birbirinden farklı yüz anlatımlarıyla tasvir ederek, maharetini ortaya koymuştur. Papa II. Julius’un mezarındaki Musa’nın Hükmü adlı heykel de Michelangelo’ya aittir. Hz. Musa, -Kur’an’da da aynı şekilde ifade edildiği üzere- Sina Dağı’na çıkmış, kırk gün kırk gece dağda kalmış, Tanrı’dan aldığı On Emir’le birlikte İsrail oğullarının yanına dönmüş, ancak İsrail oğullarının altından bir buzağı heykeline taptıklarını görünce hiddetlenmiştir, heykel bu anı tasvir eder.

     

    Rönesans döneminde resim Raffaello ile doruk noktasına ulaşmıştır. Raffaello, Neo-Platoncu felsefeyi eserlerinde ustalıkla yansıtmıştır. Vatikan’da Stanza della Segnatura’da bulunan Scuola di Atene (Atina Okulu) adlı freskinde Raffaello, Rönesans’ın altyapısını oluşturan felsefî mirasa dikkat çeker, ayrıca felsefe ile teolojiyi uzlaştırmaya çalışır. Freskte felsefî görüşlerine uygun bir biçimde Platon gökyüzüne, Aristo ise yeryüzüne işaret eder. Freskte, Batı’da ‘Averroes’ olarak anılan Müslüman filozof İbn-i Rüşd’e de yer verilmiştir. İbn-i Rüşd, en önemli Aristo şarihi olarak Batı’yı aydınlatan filozoftur ki bu itibarla freskteki yerini almıştır. İşte bütün bunlar kültürdür, kültürün sanata, dolayısıyla mimari eserlere yaptığı etkidir.  

     

    2017 | divrigi-ulu-cami.jpg | Büyük

     

    İslam kültür ve medeniyetinde mimari sembolizm üzerine kuruludur, cemiyet hayatının ve İslam sanatının merkezinde cami yer alır ki camiler bütün sanatların kesişme noktasıdır. Dinî esaslar ve bu esaslar etrafında toplanan İslam ümmeti de aynı şekilde camide buluşur. Müslüman sanatkârlar, İslam’ın iki ana kaynağı olan Kur’an ve Hadis’ten ilham alarak, ibadeti sanatla cemetmiş, aynı zamanda sanatı eğitici-öğretici bir unsur olarak kullanmışlardır. Tezyinatta ayet ve hadislerin işlendiği hat sanatının kullanılması doğrudan bu amaca yöneliktir. Müslüman sanatkârlar tarafından meydana getirilen sanat eserleri, aynı zamanda Kur’an ve Hadis’in sanatsal açıdan yorumlanmasıdır. Müslüman sanatkârlar, mimaride hiçbir unsura gelişigüzel yer vermemiş, aksine her unsuru belli bir anlam ifade edecek şekilde yerli yerince kullanmışlardır. Örnek vermek gerekirse, Divriği Ulu Camii, mimari sembolizmin zirveye ulaştığı sanat eserlerinden biridir. Baş Mimar Muğis Oğlu Ahlatlı Hürrem Şah, tek eseri olan bu camide varlığın birliği, tüm varlıkların bütünün bir parçası olduğu düşüncesine dayanan Vahdet-i Vücud felsefesini mimari sembolizm yoluyla ifade etmiştir. Uzaktan bakıldığında simetrik gibi görünen, ancak asimetrik olan süslemelerde hiçbir motif ikinci defa kullanılmamış, böylece zıtların birliği vurgulanmıştır.

     

    İnanç ve buna bağlı olarak manevî değerler bağlamında kültürün, bir parçası olan sanat üzerindeki etkisine dair bir diğer örnek, Timurlular dönemi sanatında mimari, minyatür ve tezhibin yanı sıra bahçe düzenlemelerinde yoğun bir biçimde cennetin sembolize edilmiş olmasıdır. Kur’an’da yer alan cennet tasvirleri sembolik tarzda sanat eserlerine yansıtılmış, böylece cennet arayışı ya da cennete duyulan özlem ifade edilmiştir.

     

    Kültürlerin birbirlerinden etkilenmelerine gelince, örneğin İspanya’daki Gotik kiliselerin süslemelerinde Mağrib üslubunun etkisi görülür. Aynı şekilde Michelangelo fresklerinde Hristiyan inancını Antik Yunan felsefesiyle ahenkli hale getirmek için çaba sarf etmiştir. Diğer yandan Osmanlı bilhassa İstanbul’un fethedilmesiyle birlikte cami mimarisinde Bizans’tan etkilenmiş, onu bir başka açıdan yeniden yorumlamıştır. Osmanlı’nın son döneminde inşa edilmiş olan Ortaköy’deki Mecidiye Camii Barok üslubundadır. Dolayısıyla sanat, her çağda ortaya çıkan yeni üslup ve sentezlerle kendini yenilemiştir.

     

    Dikkat edilmesi gereken nokta taklitle karşılıklı kültürel etkileşimin birbirine karıştırılmaması gerektiğidir. Taklit, birine veya bir şeye benzemeye ya da benzetmeye çalışmak, bir şeyin kendisine benzeyen sahtesini yapmak anlamını taşır ki bunun karşılıklı kültürel etkileşim ya da alışverişle hiçbir ilgisi yoktur. Bir başkasını taklit eden kendisi olmaktan çıkarak sıradanlaşır, değersizleşir. Kültür ithal etmek, bir diğer ifadeyle kültürel taklit ya da bir başkasının kültürel işgaline uğramak bir yönüyle sömürgeleşmek demektir ki başlı başına bir felakettir. 21. Yüzyılda kadim kültürümüzü şehircilik ve mimaride yeniden egemen kılmanın zamanı gelmiştir.

     

                Samed AğırbaşİBB ve TBB Gençlik Meclisi Başkanı